Sevgili Osman

Bu yazıyı Aralık 2013’de yazıldı. Siteye Osman’ın doğum günü 27 Ocak’da yüklendi (2014)

Yazan: Esra Karaosmanoğlu

Sevgili Osman;

Sen gideli bugün tam 1 yıl oldu. Bana daha uzun bir süreymiş gibi geliyor…Sanki yokluğun asırlardır bizimleymiş gibi, ama acın, dünkü acı…

11 Aralık 2012 tarihinde de söylemiştim. Bize sensiz bir hayata alışmak kaldı. Alışabildik mi? Tabi ki hayır…

Elbette, yaşam devam ediyor…Çok şükür, güzellikler görüyoruz….Binlerce şükür… Örneğin bu sene, ben defalarca Erol’u görebildim. Sağolsun İstanbul’a her gelişinde beni aradı. Bir kahvenin, yemeğin eşliğinde, dünyayı kurtardık, uğraşlarımızı paylaştık, ailelerimizden, senden bahsettik… Güldük, zaman zaman duygulandık…. Bir de biliyor musun, bu sene ailecek Çeşme’ye geldiler! Bizim eve yakın bir pansiyonda kaldılar. Kuzenler, yani Erol, Gülden, ben ve Ece, birlikte yemeğe çıktık…Annem, Güneş, Hayri ağabeyi de vardı…Çok güzeldi Osman, çok güzeldi…Kaan yemek sonrasında uyuya kaldı. Birkaç sandalyeyi birleştirdik onun için, konforsuz bir geçici döşek yaptık…Deniz, sıcak, heyecan, yormuş olabilir minik yeğenini…Ne acıdır ki tüm bunlar senin sayende oldu Osman. Her buluşmamızda, sen hep bizimleydin.

Mert ve Onur’un fotoğraflarını görüyorum facebook’ta. Biliyor musun, ben halâ oğullarını ayırt edemiyorum J Ama bir tanesi aynı sen…Yani senin minyatürün. İnsan ister istemez, yitirdiğinin hatlarını arıyor yüzlerinde, hareketlerini benzetmeye çalışıyor… Onlar, güzel annelerinin sonsuz sevgisi ile serpiliyorlar. Çok güzeller Osman…

Osman’cığım, sensiz bir dünya hep biraz eksik, biraz anlamsız, biraz yarım kalmış gibi…Ama gelecek, güzel şeylerin de habercisi. Tıpki o güzel gözlerin gibi, masmavi, umut dolu bir gelecek var karşımızda. Belki de inadına, seni bizden götüren o korkunç hastalığa inat, bizler en güzel şekilde yaşamaya gayret edeceğiz. Senin için de yaşayacağız…. Seni güzel bir şekilde anarak da… Ağlayarak bazen, ama daha çok gülerek, tebessümle…Çünkü şurası gerçek ki, sen bizi hep güldürürdün ve hep gülmemizi, iyi olmamızı isterdin… Senin için, her geçen gün daha iyi olacağız.

Bazen telefonla seni arayasım geliyor. Hâlâ ve hep, cebimde kayıtlı olacak numaran. Tıpkı babamınki gibi… Sonra vazgeçiyorum ama ne yalan söyleyeyim, o telefon numarasının kayıtlı olması, sanki hattın diğer ucunda her an cevap verebilirmişsin hissini veriyor. Bu da hoşuma gidiyor sevgili Osman. Çünkü sen hep, her daim, telefonun ucunda kadar yakın olacaksın benim için…

Seni çok seviyor, ve çok özlüyorum.

Kuzenin,

Esra

Şeytan tüyü

Yazan: İnci Pekgüleç Apaydın

Osman ile Paris’te tanıştık. Onunla ilgili ilk hatırladığım, yeni tanışmış olmamıza rağmen, bir Fransız kafesinde, eski dostlar benzeri sohbetimizdir.

Aynı kurum da olsak da birlikte hiç çalışmadık, ama yolumuz hep kesişti. Bizi karşılaştıran öğrenme ve öğretmeye olan ilgimizdi galiba. Emekli olup üniversiteye döneceğimi söylediğimde, onun da bu yöndeki isteğini konuşmuştuk uzun uzun. Gözündeki ışıltıyı bugün gibi hatırlıyorum.

Sanırım Osman’ı bizlere bu kadar sevdiren yaşamın her alanında yaydığı bu ışıktı. Okumaya devam et

İzmir Karşıkaya 1728. Sokak

Not: Bu yazı 4 Ocak 2013 günü Facebook’da dört kuzen (Gülden, Esra, Yonca ve ben) arasında geçen konuşmadan oluşturuldu. Yazı 28 Ocak’da yenilenmiştir. 

Çocukluğumda her bayram İzmir Karşıyaka’ya giderdik. 1728. Sokakta (Kilise sokağı) taştan iki katlı tipik bir İzmir evinde Seniha teyzem ile beraber oturan anneannem veya Yalı Caddesi’nde oturan Nezihe teyzemlerde kalırdık. Bu ziyaretler başlı başına bir olaydı. Ankara’dan kalkılıp yataklı tren ile İzmir’e gidilirdi. Zahmetli bir yolculuktu, buharlı trenler her zaman rötar yapar, yol ortasında Eskişehir, Soma veya alakasız yerlerde uzun süre beklerlerdi. Kış aylarında kompartmanların içi soğuk olur, camlar da buz tutardı. Okuduğumuz gazeteleri penceresinden gazetesiz vatandaşlara verdiğimiz günlerdi.

Bu yorucu seyahattan sonra Karşıyaka’nın sevimli istasyonunda inilir, oradan oflaya poflaya o güzelim evlere girilip yerleşilinir. En az bir hafta sabahtan akşama aile ortamının tüm sıcaklığı dolu dolu yaşanırdı.Bayramlar bizim bol bol sevildiğimiz, şımartıldığımız, her zaman neşeli olunan, ailenin buluştuğu, evin kadınlarının heyecanlı ve sevinçli telaşlarına bizim muzırlıklarımızın ve bağrışmalarımızın karıştığı zamanlardı.

Okumaya devam et

İki kardeşiz biz

Biz iki kardeşiz. Ama önce kısaca annem ve babamın evliliklerinden bahsedeceğim.

Annem ve babam İş Bankası’nda tanışırlar. Babamın o bankaya girmesi hikayesi ilginç. Şöyle olmuş. Türk Ticaret Bankas’ında çalışırken o dönemin tanınmış profesörlerinden Zeyyat Hatiboğlu’na rastlar. Prof. Hatiboğlu babama, yabancı dil bilen bir eleman arıyan İş Banka’sına başvurmasını tavsiye eder. Babam da gider Fikret Bey (Anlı) ile görüşür. “Genel Müdürlükte kimi tanıyorsun” diye sorar Fikret Anlı. Bunun üzerine babam masadan kalkar. Fikret bey şaşırır, “Neden” diye sorar . Tam bir İstanbul beyefendisidir babam, doğru bildiği yolda kimseye ödün vermeyen bir kişiliği vardır. “İşe girmek için illa birini mi tanımam gerek?” diye cevaplar soruyu.  Fikret bey “tamam, otur” der. Maaş pazarlığı yapılır. Anlaşırlar. Fikret Anlı babama “Madem ki kimseyi tanımıyorsun, senin adamın ben olacağım” der.

Okumaya devam et

Osman ile Anılar

Yazan: Emel-Medar Ökte

Ben Medar Ökte, 1958 doğumluyum. Eşim Emel ve oğlum Egemen ile Osman’ların Beysukent’den komşularıyız.

Osman’ın sevgili ve biricik Kardeşi Erol tarafından verilmiş görevin sandığımdan da zor olduğunu klavye başına geçince anladım.

Boğazımda bir düğüm de oluşsa, içimi de acıtsa, gözlerimi de yaşartsa bu görevimi yapmaya çalışacağım.

Sonlardan başlayacağım ki belki sonrası gelir. Okumaya devam et