20 yıllık kariyer yoldaşlığı, “Kedi ve Kitap” kardeşliği

Yazan: Onur Ataoğlu

ODTÜ Endüstri Mühendisliğinden mezun olduktan sonra Aselsan’da çalışmaya başladım. Hepsi benim gibi mühendis olan 7 kişilik bir ekipte, aynı dili konuştuğum insanların arasındaydım. Birkaç ay içinde şeytan dürttü ve o günlerde çok gözde bir kuruluş olan Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın sınavlarına girdim, kazandım ve Aselsan’dan istifa etmeye karar verdim. Arkadaşlarım kararımı şaşkınlıkla karşıladı; ne de olsa mühendisliği bırakıp “devlet memuru” olmaya gidiyordum…

Okumaya devam et

Küçük mucit

Yazan: Gülden Leblebicioğlu-Ünal

Sevgili kuzenim Osman benden yaklaşık 2.5 yaş büyüktü. 1969 yılında İzmir’den Ankara’ya taşındıktan sonra anne babalarımızın yakın ilişkileri ve aynı mahallede (Kavaklıdere) oturmamızdan dolayı sık sık görüşür olmuştuk. Büyükler salonda otururlarken biz çocuklar, Osman, ben, Erol ve kardeşim Şebnem, odalarımızda toplaşır, türlü oyunlar (pişti, kaptıkaçtı, eşek, kızma birader, monopol, isim-şehir, vb.) oynar, inanılmaz hoş saatler geçirirdik. Okumaya devam et

OECD’deyken

Yazan Ayşe Öktem

Osman’ı ne zaman tanıdım? Kesin bir gün ya da tarih veremem. Ancak sanıyorum Gümrük Birliği süreci içinde (90’lı yılların ilk yarısı) yaptığımız sık toplantıların bir ikisine gelmiş ve onu orada tanımıştık. Ben Dış Ticaret Müsteşarlığı, o ise Hazine Müsteşarlığı mensubuydu. İnce, zarif silueti, sakin tavırları, nezaketi ve bir Kuzey’li soylu havasıyla dikkat çekiyordu elbette.  Herkesin koşuşturduğu günler, yıllardı. Okumaya devam et

1980′ in Aston günlerinde Osman

Yazan: Uğur Uyguner

Fotoğraf: Serday Ceylan

Yıllar geçince belleğinizdeki anılar da zaman kırıntılarına dönüşüyor.

Seçici davranıyor bellek. Her şeyi ve herkezi barındırmıyor dosyalarında. Bizim saatleyip, takvimlediğimiz gibi de arşivlemiyor. 30 yıl öncesiyle, 5 yıl öncesi aynı yakınlıkta duruyor size.

Osman’ın Aston’un öğrenci uğrağı publarından birinde; baş parmağını kulpuna takıp avuçlayarak göğsüne yasladığı pint’ın üstünden hep mütebessim bakan o yüzü de kaybolup gitmeyen tablolardan biri. Belleğimin dün kadar yakın bi yerde tuttuğu; benim de daha dünmüş gibi dilimden düşmeyen biri Osman. Okumaya devam et

İki kardeşiz biz

Biz iki kardeşiz. Ama önce kısaca annem ve babamın evliliklerinden bahsedeceğim.

Annem ve babam İş Bankası’nda tanışırlar. Babamın o bankaya girmesi hikayesi ilginç. Şöyle olmuş. Türk Ticaret Bankas’ında çalışırken o dönemin tanınmış profesörlerinden Zeyyat Hatiboğlu’na rastlar. Prof. Hatiboğlu babama, yabancı dil bilen bir eleman arıyan İş Banka’sına başvurmasını tavsiye eder. Babam da gider Fikret Bey (Anlı) ile görüşür. “Genel Müdürlükte kimi tanıyorsun” diye sorar Fikret Anlı. Bunun üzerine babam masadan kalkar. Fikret bey şaşırır, “Neden” diye sorar . Tam bir İstanbul beyefendisidir babam, doğru bildiği yolda kimseye ödün vermeyen bir kişiliği vardır. “İşe girmek için illa birini mi tanımam gerek?” diye cevaplar soruyu.  Fikret bey “tamam, otur” der. Maaş pazarlığı yapılır. Anlaşırlar. Fikret Anlı babama “Madem ki kimseyi tanımıyorsun, senin adamın ben olacağım” der.

Okumaya devam et

Kurumda tanıdığım ilk kişi

Yazan Serpil Aktürk

1986’ydı. O zamanlar KPSS, KPDS gibi memur sınavları yoktu. TAEK işe alım için kendi sınavını yapıyordu. Sınava girdiğim salonda, ciddi bir şekilde masada kitabını okuyarak bize gözcülük yapan Osman Emed’i o gün tanıdım. Kurumda tanıdığım ilk kişiydi. Kısa süre, ancak Çernobil kazasının Kurum’da yarattığı telaşın yoğun olduğu günlerde Karanfil sokakta Başkanlık binasının 4. katında çalışma arkadaşı olduk. Kendisinin “Şube Müdürü” vasfı, o günlerde gün içinde 2. ve 4. katlar arasında defalarca inip çıkmasına sebep oluyordu. Kendisini tanıdıkça, tanıdığım günkü ciddiyetinin aslında üstlendiği misyon gereği olduğunu anladım.

Sema’nın yüksek sesli hapşırmasını odasından duyup, telefonla arayarak “çok yaşa” demesi hatırımda. Sen de yaşamalıydın. Zamansız oldu ayrılığın…

Serpil Aktürk

Osman ile Anılar

Yazan: Emel-Medar Ökte

Ben Medar Ökte, 1958 doğumluyum. Eşim Emel ve oğlum Egemen ile Osman’ların Beysukent’den komşularıyız.

Osman’ın sevgili ve biricik Kardeşi Erol tarafından verilmiş görevin sandığımdan da zor olduğunu klavye başına geçince anladım.

Boğazımda bir düğüm de oluşsa, içimi de acıtsa, gözlerimi de yaşartsa bu görevimi yapmaya çalışacağım.

Sonlardan başlayacağım ki belki sonrası gelir. Okumaya devam et