Uzaklardaki Amcasından

Yazan: Yusuf Emed

Since leaving Istanbul, my contacts with Turkish family and friends have been rare treats. Staying with Osman and Çiçek in Paris was like that. We discovered that Çiçek and I both studied in Boston, and wandered around the same streets as students. I got to see Paris with the eyes of people who live there; I still remember a Chinese restaurant we went to—quite different from the ones in Montreal. It was Chinese with a French flavour!

I had some unfinished conversations with Osman about the two Istanbuls and our family, same city and same family, but remembered differently in many ways. We stayed up into the night in a living room turned into bedroom for me, and finally made an effort to stop talking and go to sleep —we both needed to get up early and head off in different directions the next day. He was headed to Belgium for a meeting, and I was on my way back to Montreal.

Little did I know that that was the last time I would see him. I miss him.

Şeytan tüyü

Yazan: İnci Pekgüleç Apaydın

Osman ile Paris’te tanıştık. Onunla ilgili ilk hatırladığım, yeni tanışmış olmamıza rağmen, bir Fransız kafesinde, eski dostlar benzeri sohbetimizdir.

Aynı kurum da olsak da birlikte hiç çalışmadık, ama yolumuz hep kesişti. Bizi karşılaştıran öğrenme ve öğretmeye olan ilgimizdi galiba. Emekli olup üniversiteye döneceğimi söylediğimde, onun da bu yöndeki isteğini konuşmuştuk uzun uzun. Gözündeki ışıltıyı bugün gibi hatırlıyorum.

Sanırım Osman’ı bizlere bu kadar sevdiren yaşamın her alanında yaydığı bu ışıktı. Okumaya devam et

Zamanı Böldü Yol

Yazan: Esra Karaosmanoğlu Bayar

DSC_0163

İstanbul, 1 Ocak 2013

Osman.

Gideli bir ay bile olmadı, ama sensiz bir dünyaya göz açtığımız o soğuk 11 Aralık gününden beri zaman durdu.

Halâ inanamayacağımız kadar yakın, ama talihsiz yokluğun asırlardır musallat sanki…

Kaybınla ilgili hissettiklerimden, acımdan, isyanımdan, ümitsizliğimden, öfkemden ve hayâl kırıklığımdan sayfalarca bahsedebilirim. İçimdeki adalet duygusunun gidişinle nasıl liğme liğme edildiğini anlatabilirim. Yine de sözcükler çok yetersiz kalır Osman. Susmak, belki de acımı ifade edebilmenin şu aşamada tek yolu. Ailenin kederini düşündüğümde, benimkini dile getirmekten utanıyorum. Çiçeğin, Erol’un, annenin ve babanın sen gittiğinden beri olan acıları, tüm dünyayı kaplayacak kadar büyük. Okumaya devam et

Osman’ımızı acımasız bir hastalık elimizden aldı

“Osman’ımızı neden kaybettik” başlığını değiştirdim(27 Mayıs 2014)

Doktoruna göre karnındaki tümör kötü huylu “çok melun ve berbat” bir kanserdi. “Inopt” (müdahele edilemez) duruma geldiği görülmüş, buna rağmen hastayı rahatlatmak ve tıkanma gibi komplikasonları önlemek için 6.5 saat süren bir “mücadele” ile alınmıştı. Fakat nüksetmiş, hızla büyüyerek yayılmıştı. Kurtuluşu yoktu.

Medikal onkologlar ise tanının baştan eksik yapıldığına, onkoloğun vermesi gereken kararları genel cerrahın verdiğine, doğru ilaç tedavisine erken başlansa sonucun farklı olabileceğine ve Osman’ın ömrünün uzayabileceğine dikkat çekiyorlar.

Bir uzman cerrah bu cins tümör görülen hastalar arasında ilaç tedavisi ile hayatlarına çok daha uzun süreler devam edebilenler olduğunu da doğruladı.

Tanının hatalı konduğu, patalojik sonuçların noksan alındığı, ve medikal onkoloğun devreye çok geç girdiğini araştırmalarımız sonucu bulduk. Dolaylı veya direkt bu gerçeği doktoru da kabul etti. Okumaya devam et

Osman (27 Ocak 1958-)

27 Ağustos günüydü. Eşim ve çocuğumla tatildeydim. Masmavi gökyüzünün altında zümrüt yeşili denizle buluşan kıyı boyunca araba sürüyorduk. Yolun diğer tarafında hasat vakti gelmiş altın sarısı tarlalar ve onlar ile birleşen yeşil kayın ormanları vardı. Uzaklarda dar bir karayolunun, gün batımı renklerine bezenen ekinlerin arasından kıvrılarak aştığı tepeler pitoresk kompozisyonu tamamlıyordu.

Eğer Cennet’in pek çok tanımı var ise bu manzara onlardan biri olmalıydı. Okumaya devam et