Uzaklardaki Amcasından

Yazan: Yusuf Emed

Since leaving Istanbul, my contacts with Turkish family and friends have been rare treats. Staying with Osman and Çiçek in Paris was like that. We discovered that Çiçek and I both studied in Boston, and wandered around the same streets as students. I got to see Paris with the eyes of people who live there; I still remember a Chinese restaurant we went to—quite different from the ones in Montreal. It was Chinese with a French flavour!

I had some unfinished conversations with Osman about the two Istanbuls and our family, same city and same family, but remembered differently in many ways. We stayed up into the night in a living room turned into bedroom for me, and finally made an effort to stop talking and go to sleep —we both needed to get up early and head off in different directions the next day. He was headed to Belgium for a meeting, and I was on my way back to Montreal.

Little did I know that that was the last time I would see him. I miss him.

Şeytan tüyü

Yazan: İnci Pekgüleç Apaydın

Osman ile Paris’te tanıştık. Onunla ilgili ilk hatırladığım, yeni tanışmış olmamıza rağmen, bir Fransız kafesinde, eski dostlar benzeri sohbetimizdir.

Aynı kurum da olsak da birlikte hiç çalışmadık, ama yolumuz hep kesişti. Bizi karşılaştıran öğrenme ve öğretmeye olan ilgimizdi galiba. Emekli olup üniversiteye döneceğimi söylediğimde, onun da bu yöndeki isteğini konuşmuştuk uzun uzun. Gözündeki ışıltıyı bugün gibi hatırlıyorum.

Sanırım Osman’ı bizlere bu kadar sevdiren yaşamın her alanında yaydığı bu ışıktı. Okumaya devam et

Osman Bey için

Yazan: Nazan Yakışkan

Ben sadece amirimi değil; ağabeyimi, çok sevdiğim bir insanı, dert ortağımı kaybettim. Osman Bey’i, Hazine Müsteşarlığı’nda göreve başladığım 2001 yılında tanımıştım. 2002 yılının sonbaharında onun sekreteriydim. 27 yıllık çalışma hayatımın 12 yılı, onun gibi bir idareciyle çalışmanın mutluluğu ile geçti. Gerçekten de Osman Bey’le çalışmak bir ayrıcalıktı. Bizlere değer verir ve bunu da hissettirirdi. Okumaya devam et

Küçük mucit

Yazan: Gülden Leblebicioğlu-Ünal

Sevgili kuzenim Osman benden yaklaşık 2.5 yaş büyüktü. 1969 yılında İzmir’den Ankara’ya taşındıktan sonra anne babalarımızın yakın ilişkileri ve aynı mahallede (Kavaklıdere) oturmamızdan dolayı sık sık görüşür olmuştuk. Büyükler salonda otururlarken biz çocuklar, Osman, ben, Erol ve kardeşim Şebnem, odalarımızda toplaşır, türlü oyunlar (pişti, kaptıkaçtı, eşek, kızma birader, monopol, isim-şehir, vb.) oynar, inanılmaz hoş saatler geçirirdik. Okumaya devam et

Bunları siz yazdınız

Yazanlar: İhsan Akıncı, Okan Demirkan, Egemen Ökte, Nazım Bayraktar, Ümit Esi, Memo Diriker, Duru Duruman Özbakan, Hürol Soyuyüce, Mehmet Onaner, Özge Dumlupınar, Jaklin Kaya, Sevgi Boz, ve diğerleri.

Derleyen: Erol Emed

Osman’ın çok hayranı vardı. Kimisi kişiliğine, espirilerine, duruşuna, kimisi de bilgisine, ve dürüstlüğüne tutulmuştu. Tanıyanlar er ya da geç candan sevdiler onu. Eski mesai arkadaşı İhsan Akıncı “Duruşu, ses tonu, kullandığı sözcükler ve kendine has o gülüşüyle bizler yanında hep rahat davranırdık. Başka insanların hayatlarında olumlu izler bırakarak bu dünyadan göç etmek herkese nasip olmaz” diye özetlemiş.

Yaşadıkları sürece bu insanların Osman ile ilgili güzel anılarını hiçbir zaman unutmayacaklarına inanıyorum. Okumaya devam et

OECD’deyken

Yazan Ayşe Öktem

Osman’ı ne zaman tanıdım? Kesin bir gün ya da tarih veremem. Ancak sanıyorum Gümrük Birliği süreci içinde (90’lı yılların ilk yarısı) yaptığımız sık toplantıların bir ikisine gelmiş ve onu orada tanımıştık. Ben Dış Ticaret Müsteşarlığı, o ise Hazine Müsteşarlığı mensubuydu. İnce, zarif silueti, sakin tavırları, nezaketi ve bir Kuzey’li soylu havasıyla dikkat çekiyordu elbette.  Herkesin koşuşturduğu günler, yıllardı. Okumaya devam et

1980′ in Aston günlerinde Osman

Yazan: Uğur Uyguner

Fotoğraf: Serday Ceylan

Yıllar geçince belleğinizdeki anılar da zaman kırıntılarına dönüşüyor.

Seçici davranıyor bellek. Her şeyi ve herkezi barındırmıyor dosyalarında. Bizim saatleyip, takvimlediğimiz gibi de arşivlemiyor. 30 yıl öncesiyle, 5 yıl öncesi aynı yakınlıkta duruyor size.

Osman’ın Aston’un öğrenci uğrağı publarından birinde; baş parmağını kulpuna takıp avuçlayarak göğsüne yasladığı pint’ın üstünden hep mütebessim bakan o yüzü de kaybolup gitmeyen tablolardan biri. Belleğimin dün kadar yakın bi yerde tuttuğu; benim de daha dünmüş gibi dilimden düşmeyen biri Osman. Okumaya devam et

Pastırmalı Tavuk

Yazan: Nazım Bayraktar

Osman la birlikte ilk Viyana ya gittiğimizde kış mevsimiydi . Bir şehri yakından tanımak için yürüyerek dolaşmak gerektiğini bildiğimiz için biz de iş çıkışlarında beraber şehir merkezinde yürüyüş yapardık. Üşüdüğümüz zaman görebildiğimiz ilk cafeye girip Melange veya “kleiner Brauner”  içerdik, her seferinde de aynı senaryo tekrarlanıyordu. Köpeklerin pislikleri mutlaka ya Osman’ın ya da benim ayağıma bulaşmış oluyordu. Bundan sonraki sefer daha dikkali olacağız diyorduk ama sonuç pek fazla değişmiyordu. Okumaya devam et

İzmir Karşıkaya 1728. Sokak

Not: Bu yazı 4 Ocak 2013 günü Facebook’da dört kuzen (Gülden, Esra, Yonca ve ben) arasında geçen konuşmadan oluşturuldu. Yazı 28 Ocak’da yenilenmiştir. 

Çocukluğumda her bayram İzmir Karşıyaka’ya giderdik. 1728. Sokakta (Kilise sokağı) taştan iki katlı tipik bir İzmir evinde Seniha teyzem ile beraber oturan anneannem veya Yalı Caddesi’nde oturan Nezihe teyzemlerde kalırdık. Bu ziyaretler başlı başına bir olaydı. Ankara’dan kalkılıp yataklı tren ile İzmir’e gidilirdi. Zahmetli bir yolculuktu, buharlı trenler her zaman rötar yapar, yol ortasında Eskişehir, Soma veya alakasız yerlerde uzun süre beklerlerdi. Kış aylarında kompartmanların içi soğuk olur, camlar da buz tutardı. Okuduğumuz gazeteleri penceresinden gazetesiz vatandaşlara verdiğimiz günlerdi.

Bu yorucu seyahattan sonra Karşıyaka’nın sevimli istasyonunda inilir, oradan oflaya poflaya o güzelim evlere girilip yerleşilinir. En az bir hafta sabahtan akşama aile ortamının tüm sıcaklığı dolu dolu yaşanırdı.Bayramlar bizim bol bol sevildiğimiz, şımartıldığımız, her zaman neşeli olunan, ailenin buluştuğu, evin kadınlarının heyecanlı ve sevinçli telaşlarına bizim muzırlıklarımızın ve bağrışmalarımızın karıştığı zamanlardı.

Okumaya devam et

İki kardeşiz biz

Biz iki kardeşiz. Ama önce kısaca annem ve babamın evliliklerinden bahsedeceğim.

Annem ve babam İş Bankası’nda tanışırlar. Babamın o bankaya girmesi hikayesi ilginç. Şöyle olmuş. Türk Ticaret Bankas’ında çalışırken o dönemin tanınmış profesörlerinden Zeyyat Hatiboğlu’na rastlar. Prof. Hatiboğlu babama, yabancı dil bilen bir eleman arıyan İş Banka’sına başvurmasını tavsiye eder. Babam da gider Fikret Bey (Anlı) ile görüşür. “Genel Müdürlükte kimi tanıyorsun” diye sorar Fikret Anlı. Bunun üzerine babam masadan kalkar. Fikret bey şaşırır, “Neden” diye sorar . Tam bir İstanbul beyefendisidir babam, doğru bildiği yolda kimseye ödün vermeyen bir kişiliği vardır. “İşe girmek için illa birini mi tanımam gerek?” diye cevaplar soruyu.  Fikret bey “tamam, otur” der. Maaş pazarlığı yapılır. Anlaşırlar. Fikret Anlı babama “Madem ki kimseyi tanımıyorsun, senin adamın ben olacağım” der.

Okumaya devam et

Kurumda tanıdığım ilk kişi

Yazan Serpil Aktürk

1986’ydı. O zamanlar KPSS, KPDS gibi memur sınavları yoktu. TAEK işe alım için kendi sınavını yapıyordu. Sınava girdiğim salonda, ciddi bir şekilde masada kitabını okuyarak bize gözcülük yapan Osman Emed’i o gün tanıdım. Kurumda tanıdığım ilk kişiydi. Kısa süre, ancak Çernobil kazasının Kurum’da yarattığı telaşın yoğun olduğu günlerde Karanfil sokakta Başkanlık binasının 4. katında çalışma arkadaşı olduk. Kendisinin “Şube Müdürü” vasfı, o günlerde gün içinde 2. ve 4. katlar arasında defalarca inip çıkmasına sebep oluyordu. Kendisini tanıdıkça, tanıdığım günkü ciddiyetinin aslında üstlendiği misyon gereği olduğunu anladım.

Sema’nın yüksek sesli hapşırmasını odasından duyup, telefonla arayarak “çok yaşa” demesi hatırımda. Sen de yaşamalıydın. Zamansız oldu ayrılığın…

Serpil Aktürk

çok yaşa ZARARSIZ”

Yazan: Sema ZARARSIZ

Ben 1982 yılında TAEK’de göreve başladım, yanlış hatırlamıyorsam benden 1 yıl sonra Osman Eğitim Şubesinde göreve başladı. Odalarımız aynı kattaydı, Osman Yurtdışından yeni dönmüştü, tabii yeni işe başlayan biri için her yerde olduğu gibi bizde de kimmiş? nereden gelmiş? soruları anında dolaşmaya başladı. Osman’ın ciddi ve soğuk bir görüntüsü vardı ama bu görüntünün altında son derece esprili, zeki, nazik, dostça, yardım sever bir  yapısı olduğunu kısa sürede anladık, kısa zamanda hepimize kendisini sevdirdi. Okumaya devam et

Osman ile Anılar

Yazan: Emel-Medar Ökte

Ben Medar Ökte, 1958 doğumluyum. Eşim Emel ve oğlum Egemen ile Osman’ların Beysukent’den komşularıyız.

Osman’ın sevgili ve biricik Kardeşi Erol tarafından verilmiş görevin sandığımdan da zor olduğunu klavye başına geçince anladım.

Boğazımda bir düğüm de oluşsa, içimi de acıtsa, gözlerimi de yaşartsa bu görevimi yapmaya çalışacağım.

Sonlardan başlayacağım ki belki sonrası gelir. Okumaya devam et

Zamanı Böldü Yol

Yazan: Esra Karaosmanoğlu Bayar

DSC_0163

İstanbul, 1 Ocak 2013

Osman.

Gideli bir ay bile olmadı, ama sensiz bir dünyaya göz açtığımız o soğuk 11 Aralık gününden beri zaman durdu.

Halâ inanamayacağımız kadar yakın, ama talihsiz yokluğun asırlardır musallat sanki…

Kaybınla ilgili hissettiklerimden, acımdan, isyanımdan, ümitsizliğimden, öfkemden ve hayâl kırıklığımdan sayfalarca bahsedebilirim. İçimdeki adalet duygusunun gidişinle nasıl liğme liğme edildiğini anlatabilirim. Yine de sözcükler çok yetersiz kalır Osman. Susmak, belki de acımı ifade edebilmenin şu aşamada tek yolu. Ailenin kederini düşündüğümde, benimkini dile getirmekten utanıyorum. Çiçeğin, Erol’un, annenin ve babanın sen gittiğinden beri olan acıları, tüm dünyayı kaplayacak kadar büyük. Okumaya devam et